GECE ALTINI ISLATMA
Geleceğe güvenle bakmamız en değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın iyi yetiş(tiril)mesi ile yakından ilgilidir. Çocuklarımızın yetişme sürecinde kendilerine olan güvenin gelişmesi ve kişiliklerinin sağlam ve sağlıklı olması büyük ölçüde anne-babaların tutumuyla belirlenir. Bu nedenle öğrenme ve gelişmede olabilecek gecikmelerin çocukların ruh sağlığına zarar vermeden düzeltilmesi gerekmektedir. Gece altını ıslatma da bir kusur değil, gelişme gecikmesidir. Bu dönemde çocuklara zarar veren altını ıslatma değil, ailelerin ve toplumun yanlış tutumudur.
Çocukların büyük bir bölümü 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gündüz hem gece tutmayı öğrenirler. Ancak çocukların 5 yaşında % 20’si, 6 yaşında % 10’u gece altını ıslatmaktadır. Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır: Eğer çocuk altını ıslatmaya hiç ara vermemişse birincil (primer) altını ıslatma, en az altı ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa ikincil (sekonder) tip altını ıslatmadan söz edilir.
Gece altını ıslatan çocukların % 90-95’i fizyolojik tip(herhangi bir bozukluk olmadan) altını ıslatmadır. Bu çocukların gece uykuda idrar torbası(mesane) doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir.
Anne ve babanın birinde çocukken altını ıslatma öyküsü varsa % 45, her ikisinde de varsa % 77 çocuk altını ıslatma sorunu yaşamaktadır. İyileşme süreci de anne-babaya benzemektedir.
Altını ıslatan çocukların % 2-3’ünde şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar yaşanmaktadır. Geniz eti olan çocuklarda da altını ıslatma önemli bir sorun olmakta, ameliyat sonrası düzelmektedir. Psikolojik sorunlar bilinenin aksine çok fazla altını ıslatma gerekçesi değildir.
Aile çocuğun kendisine olan saygısını zedelemeden bu sorunu atlatmasını sağlamalıdır. Bu nedenle en geç altı yaşında konuyla ilgilenen bir hekime başvurmalıdır.